30.11.2010

Sun & Rain

Candan Erçetin & Cemal Safi

Bir müzik bir şiire bu kadar mı yakışır...


Candan Erçetin - Git [CANLI][BeyazShow][22.01.10] [HQ]


GİT




Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,

Günahıma girmeden, katilim olmadan git!



Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,

Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.



Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,

Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar



Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,

Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.



Hadi git, benden sana dilediğince izin,

Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.



Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;

Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.



Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;

Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.



Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,

Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!



Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,

Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.



Her darbene tehammül edecektir bedenim,

Gururum mani olur perişanıma benim.



Yâri Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?

Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.



Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,

Sana gül bahçesini kim açar benden başka!



Hercai arılara meyhanedir çiçekler,

Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!



Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,

Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.



Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,

Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!



Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!

Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!



Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,

Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.



Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;

Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.



Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,

Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Cemal Safi

Murat Gülsoy'dan güzel bir değerlendirme...

İşte burada !

29.11.2010

Kendi halinde bir atmosferi olan yarı eğlenceli- yarı hüzünlü bir film. (Benim için özel olmasını sağlayan bazı başka yönleri de var)Scrubs'tan sevdiğim Zach Braff yazıp yönettiği için merak etmiştim. İzlenebilir.En iyi kısmı müzkleriydi sanırım. Coldplay Beautiful world ile başlayınca film, zaten gönlümü en başında fethetmiş oldu. En iyi sahnelerden biri, kahramanın bir komşusunun diktiği gömlekti, annesinin odasının duvar kağıdıyla aynı :))

 Çok eğlenceli ya da zekice gelmedi bana ama izlenebilir.
Bizim topluma "No man" daha çok uyardı diye düşünüyorum. Çünkü bizde her şeye hayır diyen kişiliklerden çok, başkaları için kendinden ödün verip "evet" diyen  kişiler daha çok. İzlerken eğlendim. EN sonunda kızla asfalt yolda özel kıyafetlerle  yaptıkları kayak merak uyandırıcı.








Çok eğlenmedim, izlenmese de olur...

24.11.2010

Son izlediklerimden... Kasım 2010


İzlenebilir bir Robin Hood filmi. Eğlenceli yanları da var. Cate Blanchett kesinlikle bu dönem filmlerine çok yakışan bir kadın.









Kesinlikle çok vasat. Görselleri başarılı olabilir diye izlemiştim ama klişelerle o kadar dolu ki kimi yerlerde tahammül etmekte zorlandım. Dünya yarılırken hemen önünde hızla kaçan birileri, çukura düşen araçtan son anda kurtulan adam, parçalanmış ailenin kahraman eski babası, fedakar yeni babası, klasik bir cici kız ve kurtulan köpeği klişesi, kaba ve bencil Rus zengini...Daha onlarcası. Bari filmin sonunda dışarı çıktıklarında yüzlere aşağıdan yukarı vurmaya başlayan gün ışığını yapmasaydınız. Modern bir Nuh'un Gemisi yapmaya çalışmışlar, bence hiç olmamış. Ayrıca öyle bir durumda Amerikan Başkanı'nın halkıyla kalacağını da hiç sanmam !


 Bilgisayar oyunları üzerine keyifli bir eleştiri filmi olmuş. "Society" sahneleri de, savaş oyunu sahneleri kadar çarpıcıydı. Aslında sürükleyen konu klasik bir kaçış kurgusu, ancak göndermeleri güzeldi, sevdim. Kadını oynayan şişko terli ve sürekli yemek yiyen adam en etkileyici simgelerden biriydi bence. Kötü adamın son sahnelerde yaptığı dans da oldukça başarılıydı.







 İzlenebilir bir romantik komedi, Gerard Butler da her tür role yakışan oyunculardan. Aksiyon, romantik komedi, eski çağlarda geçen filmler...
Ugly Truth da çok eğlenceliydi. Spartalı halini henüz izlemedim.






İzlenebilir bir Türk filmi. Zaman zaman komik, zaman zaman duygusal. Hikâye ve abi Fareler ve İnsanlar'ı çok çağrıştırıyor yalnız... 











Başarılı bir film ancak abartıldığı kadar çarpıcı gelmedi. En iyi sahne komutanın gece askerin odasına girip askerine yaptığı konuşmaydı.










Atmosferi çok güzel yaratılmış, kendine özgü havası olan bir film. En çok Nurgül Yeşilçay'ın oynadığı karakter etkiledi beni.
İyi bir distopya. Oyuncullar çok iyi. En iyi kötü adam Gary Oldman, üzerine tanımam

Oldukça sürükleyici bir aksiyon.



 Eğlenceli. Miranda'nın mavi kazak üzerine yaptığı açıklama en etkileyici kısmıydı filmin. Bir de "Bunun sadece bir dergi olduğunu mu zannediyorsun sen? "
Bernal'ı Paramparça Aşklar & Köpekler filminden bu yana çok başarılı bulurum, etkileyici bir durşu ve oyunculuğu var. Yol arkadaşı ALberto da aslına oldukça uygun bulunmuş. Başlarda biraz vasat geldi film ancak gittikçe yükseldi. Görselleri çok iyi, kesinlikle sinemada izlenmeliymiş. Özellikle Peru'da geçen ve İnkalardan bahsedildiği sahneler güzeldi. Cüzzamlılara yaklaşımlar, bugünlerde oynayan Türkan'ı hatırlattı. Dünyanın her yerinde korkuların aynı olması çok çarpıcı. Madene seçilen işçilerin olduğu sahne de Eski Hal'in oradaki emek pazarını çağrıştırdı. Dünyanın  her yerinde pazarlar da aynı, bu da çarpıcı...

23.11.2010

Sait Faik anısına...

YALNIZLIĞIN YARATTIĞI İNSAN




Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım.Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.


- Üşüdün, dedim.



Kaşını kaldırdı.Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu.Durdum.Yüzünü avuçlarıma alıp ovaladım.



- Neden böyle oldun, dedim.



Güldü. Karanlığa doğru tükürdü.Başını iki tarafa şiddetle salladı.



-Olurum bazı bazı böyle, dedi.

22.11.2010

The Velvet Underground & Nico - Femme Fatale


velvet underground - femme fatale



The Velvet Underground - Femme Fatale

Here she comes, you better watch your step
She's going to break your heart in two, it's true
It's not hard to realize
Just look into her false colored eyes
She builds you up to just put you down, what a clown

'cause everybody knows (she's a femme fatale)
The things she does to please (she's a femme fatale)
She's just a little tease (she's a femme fatale)
See the way she walks
Hear the way she talks

You're written in her book
You're number 37, have a look
She's going to smile to make you frown, what a clown
Little boy, she's from the street
Before you start, you're already beat
She's gonna play you for a fool, yes it's true

'cause everybody knows (she's a femme fatale)
The things she does to please (she's a femme fatale)
She's just a little tease (she's a femme fatale)
See the way she walks
Hear the way she talks

11.11.2010

Caruso

Hangisi daha guzel karar veremedim, defalarca dinlenebilir.


Caruso - LARA FABIAN

Luciano Pavarotti...Caruso... | Facebook video indir





ANDREA BOCELLI (HQ) CARUSO [HQ]
Ne garip... Kazanmak insanlara yetmiyor. Diğerlerinin kaybettiğini de görmek istiyorlar. / Gore Vidal

Kinyas ve Kayra

(Doğan Kitap)

Mükemmel bir roman girişi daha. Hakan Günday'dan. Kinyas ve Kayra...


Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendi­me ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan mi­dem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabili­rim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bilek­lerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyo­rum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şi­ir
yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazan­dım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:




Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.

Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.

Değiştiriyorum son kelimelerimi.

Değiştiriyorum sonumu.



Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan ko­palı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı sa­at yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmak­tan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bi­lirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmek­ten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem ge­rekecekti. Ölmek istemiyorum, çünkü Tanrı'yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... Platon'un Mağara İstiaresi'ne karşılık, ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişe­bilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. Ve sordum, Tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı ol­duğunu. Eskiden poker oynardım. Şimdi de, Tanrı’nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.



Az yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılık­tan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir mad­deye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum, ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumla­rımı bıraktım... Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri

işe yaramadı...



Kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kimliğimi bir çocuğa sattım. Çirkinleşmek için çok uğraştım. İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş sa­yısını artık bilmiyorum. Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım... Bir psikiyatra tecavüz ettim, isminin ve unvanının üzerinde yazdığı, masasındaki mermer parçasıyla. Hapse girdim. Çıktım. Hayat bitmedi. Piyano çaldım. Sattım. Benim adım Deacn Moriarty. 140'ı geçince direksiyonun üzerine yattım. Bagajına ce­set sığdırabileceğim arabayı seçtim. Nargileyle sevişenleri seyrettim. Beş bin film seyrettim. Her şeyin farkına vardım. Farkına va­rılacak bir şey kalmayınca da "Sıradaki hayat gelsin!" dedim. Ne gelen var, ne de giden. Sadece Kinyas ve ben... Kendimi tanıya­madım. Zamanım olmadı. Binlerce dilim pizza yedim. Pepperonni ve siyah zeytinli. Benim adım Miss Piggy. Bütün hayatım bo­yunca kaçtım. Önüme okyanus çıktı. Daha ileri gidemedim. İçin­de boğulmak istedim. Gözlerimi sahilde açtım...



Uyumadım. Pişman olmadım. Kendimden bile. Ben gerçektim. Dünyanın en gerçek adamı! Bana ait bir gezegen bulana kadar in­sanlara ve kendime zarar vermeye devam edeceğim... Biliyorum, beni linç edecekler. Beni bütün dünya öldürecek. En derinde be­nim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak... Ara­nızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol elimde Şam'dan taşıyıp geldiğim yakutlu hançerimle...



Gittim, caz dinledim. Duke Ellington'ın plağıyla kendilerini ke­sen kadınları gördüm... Benim adım yok. Çünkü ben yokum. Delir-dim. Yetmedi. Delirttim. İğrendirdim. Dünya bendim. Acıyı incele­dim üniversitelerde. Üç ayrı okulda, üç yıl. Sonra acıttım akademik kariyerleri ve tabiî ki kendiminkini. Ne çalışmak, ne de bir işe ya­ramak. Hiçbirine inanmadım. Tespihle adam boğdum. Ben doğ­dum ! Oysa güneş batıdaydı. Ben geceye geldim. Aya misafir ol­dum... Bunları söylüyorum çünkü anlatılacak başka bir hikâyem yok. Zaten yazma işlerinde de hiç başarılı olamadım. Ben daha çok, fırça ve boyalarla ilgilenendim. Ve dünyaya bırakabileceğim bir miras yok. Bütün değerleri iyi bir pizzanın üstüne içtim...

3.11.2010

Severim düetleri...

Severim, çünkü muhtemelen çok önemli bir isim egosundan sıyrılıp başka bir büyük isimle yan yana olmayı kabul etmiştir. Egonun olmadığı yerde, zaten var olan kalite kimsenin gözüne sokulmaz. Egolardan sıyrılmak erdem ister. "Ben senden daha iyiyim" diye yırtınmadan, çocukken çeşmelere koşarken bağrıştığımız gibi "birinç birinç" diye sahnede tepişmeden , sırf istediğiniz için sırf müzik için söylediğinizde o şarkıyı, erdem müziğinizle birlikte izleyenin de içine işler kanımca. Kalite de güçlülük gibidir bence. Öyle olduğunuzu söylemek zorunda kalıyorsanız, öyle değilsinizdir çünkü.