28.02.2011

Neleri izledim?

 Bu filmi nasıl kaçımışım anlayamadım. Sanıyorum afişi görüp açıklamalrı okuyunca basit bir aşk filmi zannederek haksızlık etmişim.Beatles şarkılarıyla yola çıkarak kurgulanmış bir aşk hikâyesi ekseninde, sistem ve savaş karşıtlığı üzerine kurulmuş bir müzikal aslında. (Vietnam Savaşı dönemi)Benim gibi müzikallerle arası pek iyi olmayan biri için bile izlemesi oldukça keyifli bir film."Dancer in the Dark" ve "Evita"dan sonra
keyifle izledigim üçüncü müzikal diyebilirim. Kimi yerlerde müzikle baslayan fantastik ögeler hikâyeye çok ayri bir boyut katmis, dans koreografileri oldukça güzel, bir rüyaya dalar gibi izlemeye devam ediyorsunuz. Pek çok kaybeden var hikâyede, naif bir sekilde ele alinmis yeralti diyebiliriz. Yönetmen Julie Taymor, Frida'dan hatirlarsiniz. Bono  ve kısacık da olsa Salma Hayek, filmin bonusları...

En beğendiğim sahneler aşağıda...(Bir de sualtında dans sahnesi var, henüz bulamadım...)







Fazlasıyla vasat bir film. Üstelik tesadüfler fazlasıyla havada kalmış. Tesadüf görmek isteyenlere "Paramparça Aşklar ve Köpekler" filmini izlemelerini öneririm.









Sürükleyici bir hikâye ve başarılı bir kurgu.




2011 Oscar kazananları

EN İYİ FİLM


127 Hours

Black Swan

The Fighter

Inception

The Kids Are All Right

The King's Speech

Winter's Bone

True Grit

The Social Network

Toy Story 3

22.02.2011

Gönlümün Oscarları sahiplerini buldu :)


En iyi film : Inception

En iyi yönetmen: David Fincher (Aronofsky ile çok arasında kaldım ama evet bence Fincher)

En iyi erkek oyuncu: Jeff Bridges (Aslında Bardem'in almasından yanayım tamamen objektif olarak :)) Ancak çok büyük ihtimal Akademi Firth'e verir.)
 
En iyi kadın oyuncu : Natalie Portman. (Tek geçiyorum)

En iyi yardımcı erkek oyuncu: Geofrey Rush ( John Hawkes ve C.Bale da iyi ancak Rush'ın filme katkısı çok ağır basmış.)
En iyi yardımcı kadın oyuncu: Hailee Steinfeld  (Çok büyük ihtimal H.B.Carter'a gider.)

En iyi kurgu: The Social Network - Kirk Baxter, Angus Wall

En iyi müzik (her iki dalda da) : 127 Hours ( Sinirlerin kesilmesi sırasındaki etki ve çarpıcılık sadece bir müzikle bu kadar iyi verilsin... Kesinlikle çok iyi )

En iyi orjinal senaryo: Inception -Christopher Nolan  (Kesinlikle. Çok karmaşık olabilecek bir hikâye, karışıklık yaratılmadan net bir biçimde verilmiş. Filmi bir başkasına anlatmayı denediğinizde ne kadar zor olabileceğini görebilirsiniz tahminimce)

En iyi uyarlama senaryo: The Social Network - Aaron Sorkin

En iyi görüntü yönetmeni: The King's Speech - Danny Cohen (Gönlüm Black Swan'dan yana)

En iyi sanat yönetmeni: The King's Speech - Netty Chapman

Yol şarkıları - Eve dönüş



Trafikte, üst üste dinlenmemesi gereken iki şarkı!


(Bu yazıyı okumadan önce ilk videoyu çalıştırmanızı ve bittiğinde de diğer videoyu başlatmanızı öneririm.)







Özellikle işten yorgun argın çıktıysanız, biraz sinrileriniz bozuk, biraz “Benim burada ne işim var?” havasındaysanız, aman ha, hele de arka arkaya, şu iki şarkıyı arabanızı kullanırken dinlemeyin derim.


Cirrus- She Kills; tam bir Cirrus etkisi yapar.


Free Blood-Never Hear Surf Music Again; her yol ayrımında yoldan çıkıp sevdiğiniz bir doğa olayının koynuna, ana rahmine geri koşar gibi hızla koşabilirsiniz, sahi araba kullanıyorduk değil mi? İşte müziğe dalınca altınızdaki arabayı unutabilirsiniz, mutlaka hatırlayın ve “Vites küçültün” derim.

13.02.2011

Neleri izledim?

Güzel bir hikâye ve iyi bir film. İzlerken bu filmi iyi ki Fincher yönetmiş diye düşündüm. Çünkü onun tarzıyla hikâye çok daha üst düzeye ulaşmış. Karakterler çok iyi oturmuş, Justin Tiberlake'in oyunculuğu da bayağı iyiymiş hani. Jesse Eisenberg'in oyunculuğunu da beğendim, enteresan da bir duruşu var. Ancak "Oscar'ı alır mı?" derseniz, henüz James Franco hariç diğer adayları izlemediğimden bir şey diyemeyeceğim. (Gönlüm Bardem'den yana, evet daha izlememiş olsam da :))
Filmin en çarpıcı sahnelerinden biri tabii ki girişi, diyalog çok iyiydi ve tüm ilgiyi konuşmaya çekmeyi başarmış, karakterleri sadece diyalogla oluşturmuştu neredeyse, özellikle de başkarakteri. (8 sayfalık bir diyalogmuş)



Bir de 19000 doları hesapladığı sahne var beğendiğim...
Bir de "pinpon masası yaparım" artistliği :) 
Maddi durumuyla ilgili bir soru sorulduğunda şöyle cevap veriyor Mark: "I could buy Mt. Auburn Street, take the Phoenix Club and turn it into my ping pong room". Bu yine Aaron Sorkin'in yazdığı "Studio 60 on the Sunset Strip: The Wrap Party (2006)" filminde de dikkat çeken bir cümleymiş  Tom Jeter (Nathan Corddry) babası için kullanmış.  "I could buy his house four times and turn it into my ping pong room"
 
Neyse, anlatmayayım izleyin...

Imdb tırıvırılarında da ilginç bilgiler var. Bazıları şunlar:

*Winklevossları oynayacak ikiz bulamadıklarından 2 ayrı oyuncu seçip, birinin yüzünü diğerine efektlerle monte etmişler.

*Sorgu sahnelerinden birinde şöyle bir soru vardı: "Facebook 'un icadı Mark Zuckerburg'u kampüsteki en büyük konu yaptı, 9 Nobel ödüllü kişi, 15 Pulitzer ödüllü kişi , iki Olimpiyat şampiyonu ve bir film yıldızı arasından..." Diğer avukat sorar: "Film yıldızı kim?" Cevap: "Bunun bir önemi var mı?" Ama ister istemez soru kalıyor izleyicinin kafasında. Buradaki Harvard'lı film yıldızı Natalie Portman'mış... Bu yılın en iddialı kadın oyuncularından!

*Fincher, oyuncuların canlandırdıkları kişilerle görüşmelerini çekimler boyunca yasaklamış. Yalnız Timberlake filmden önce, hatta Facebook'un kuruluşundan da önce Sean Parker ile bir kez bir araya gelmiş.  


NOT: Facebook'tan The'yı atmaları iyi olmuş gerçekten.                  




Nadiren izleyebildiğim aksiyon filmlerinden biri de The Bourne Identity oldu, sanırım bu seri güzel olmuş :)

8.02.2011

Neleri izledim?

Boşuna çekilmiş Türk filmlerinden biri bence. Gani Müjde imzalı olmasına ve Ata Demirer'in oynamasına rağmen kötü olması şaşırtıcı.

Atmosferi çok başarılı.

(Spoiler) En iyi sahnesi afişte de görünen babasının cesedini bulma ve öldüğüne dair kanıtı elde etme! sahnesi.

Ancak filmin ana çatışması anlaşılamayan bir diyalogla çözülüyor. Daha doğrusu izleyici tarafından pek de çözülemiyor bence ve bu başarısız sonla, bütün film için " E niye izledik?" havası oluşuyor izleyicide. En azından bizde öyle oldu.

Amca rolündeki John Hawkes iyi bir oyunculuk sergilemiş (Ruffalo dışında diğerlerini izlemedim ama Oscar'ı alabilir...) Başroldeki Jennifer Lawrence da iyi ancak çok sevdiğim bir arkadaşıma benzediği için objektif davranıp davranamadığım konusunda emin değilim...

Bu arada John Hawkes Lost'un da son sezonlarında rol almış, şaşırdım çünkü Lennon'ı hatırlasam da aynı adam olduğunun farkına varmak mümkün değil. Tapınaktaki adamlardan Lennon'ı Hawkes oynamış, ilginç...







2.02.2011

127 Hours

Gecikmiş bir yazı. Eklemeyi atlamışım :)

Bir kere etkileyici ve eğlenceli bir giriş...  Günümüzün kalabalığını ve hızını öyle iyi veriyor ki gerek görselle gerek müzikle, kahramanın neden arkasına bile bakmadan ve kimseye söylemeden! kendini kanyona, o eşsiz ve sessiz manzaraya attığını biliyor ve hak veriyoruz. En beğendiğim film başlangıçlarından biri oldu diyebilirim. Çok hızlı ve hareketli başlıyor film, müzik bu hıza çok uygun ve sert ve eğlenceli.(Free Blood - Never Hear Surf Music Again) Bölünmüş ekranları sevmem anca Boyle, bunu öyle kullanmış ki filmin öncelikle başında ve sonra genelinde, görüntülerin etkisi iki hatta üç kat artmış diyebiliriz. Filmin başındaki hız ve hareket, filmin sonuna doğru kahramanın kanyondaki o sonsuz gibi görünen çatlakta "Burada zaman çok yavaş geçiyor" demesiyle iki kez çarpıyor izleyiciye. Çekim açıları çatlaktaki sıkışmışlığı güzel vermiş, izlerken bile daraldım. Kahramanın yaptığı amatör kamera kayıtları bir anlamda kahramanın içsesinin bir aracı olmuş, iyi fikir. Halüsinasyonlar, gidiş gelişler, özeleştiriler yerli yerinde. Ancak neredeyse tek kişilik bir film olmasına rağmen Franco bence mükemmel bir performans sergileyememiş, çok daha parlayabilirdi. Bu yıl izlediğim filmler arasında, müziğin neredeyse bir karakter olduğu tek film. (Spoiler) Aron'ın kolunu Çin Malı çakıyla kesmesi sırasında özellikle sinirlere dokundugunda duyulan müziğin etkisi kusursuz. Müziğin sürekliliğyle birlikte o acının etkisi de devam ediyor bence.

1.02.2011

Sundance Film Festivali kazananları - 2011

Grand Jury Prize: Dramatic – Like Crazy




Grand Jury Prize: Documentary – How to Die in Oregon



Directing Award: Dramatic – Martha Marcy May Marlene



Directing Award: U.S. Documentary – Resurrect Dead: The Mystery of the Toynbee Tiles



Waldo Salt Screenwriting Award – Another Happy Day