10.03.2010

Savaş Yıllarından Kadın Manzaraları





Bir kadın, kaçıyordu… Köylerini , yaşamlarını silahlarla basan Yunan askerlerinden kaçıyordu. Orhangazi’nin Çakırlı köyü kadınlarından Yusuf kızı Şerife’ydi o. Yıl 1920, günlerden 16 Ekim’di. Köylüler kasatura, süngü ve tüfeklerle meydanlarda ve evlerde öldürülürken nasıl olduysa kaçmayı başarmıştı işte. Yanında evine sığınan 5-6 kadın ve birkaç erkek akrabası da vardı. Ancak kısa sürebilmişti diğerlerinin kaçışları... Oğlunu arıyordu Şerife. Yanındakiler Yunanlılarca yaralanır ya da öldürülürken o, oğlunu bulabilmek için sağ kalmıştı belki. Buldu da oğlunu o keşmekeşte. Bir dere kenarında buldu 9 yaşındaki Durmuş’u, sağ kolu dirseğinden kesilmiş ve omzundan kurşunla yaralanmış olarak. Kanlar içinde ve baygındı çocuk. Şerife yavrusunu en azından sağ bulmuş olmanın mutluluğuyla kaçmaya devam etti. Günlerce aç kaldı, korkuyla ilerledi ama her şeye rağmen Dersaadet’e ulaştı. Yunanlıların köyünde gerçekleştirdikleri kıyımdan sağ kurtulmayı başaran birkaç kişiden biri olarak geçti tarihe ve bu anlattıkları Bab-ı Ali’nin 5 Mayıs 1921 tarih 203 nolu dilekçesinde resmi olarak yer aldı.




Bursa’daki kurtuluş mücadelesinde en sık rastlanan kadın kayıtları katledilenlerin bulunduğu listelerdi. Kiminin anası, kiminin bacısı, kiminin karısı, kiminin kızı olarak yer almışlardı tarih sayfalarında , bir çoğu da yeralamamıştı bile... Onlarcaydılar, yüzlerceydiler, binlerceydiler; katledilmişlerdi. Irzlarına geçilmiş, elleri kesilmiş, yüzleri darmadağın edilmişti. Paslıoğlu Mehmet eşi Zehra, nalbantın gelini Hatice, Kaya Bey eşi Halime, Abidin kızı Ayşe ve daha yüzlercesi. Bunların yanında Şerife gibi her şeye rağmen “sağ kalmayı” başaranlar da vardı. Kızlığı bozulduktan sonra çenesi kesilerek öldü sanılıp bırakılan bir genç kız, pek çok Yunan askeri tarafından ırzına geçilerek terk edilen altmış yaşındaki Orhangazili Hayriye Hatun gibi! Kadınlar da erkekleriyle omuz omuza, onurlarıyla mücadele vermiş ancak pek çoğunun kurtulması mümkün olmamıştı. Tüm yurtta olduğu gibi Bursa’da da yaşam ve kurtuluş mücadelesi veren bu kadınlar kendi canlarını, çocuklarını, ailelerini ve vatanlarını büyük bir özveriyle korumuşlardı. Çaresizlik içinde bir kurtuluş yolu bulmaya çalışan Bursalılar arasında İnebolu gemisiyle Dersaadet’e gitmeye hazırlanan kadınlar da vardı örneğin. Bu kadınlar, Yunanlıların ellerinden kaçırmak istemedikleri erkekleri Küçükkumla’dan Dersaadet’ e kalkan gemi ve mavunalarda üzerlerine oturarak saklamışlar ve bu sayede bir çok hayat kurtarmışlardı.


Savaş yıllarında tüm yurtta isimsiz binlerce kadın kahraman vardı kuşkusuz. Adları yoktu; yürekleri, bilekleri vardı hepsinin. Onlar anaydı, evlattı, eşti. Ancak bazıları da vardı ki bugüne isimleriyle kaldılar; Nene Hatun, Antepli Yirik Fatma, Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye... Onların arasında Bursa için önemli olan bir kadın da vardı, Kara Fatma ! Bugün Bursa’nın bir semtine adının verilmesiyle de sıkça hatırlanan bu kahraman kadın aslında Erzurumluydu. Ancak yurdun pek çok bölgesinde bir asker olarak görev yaparak, Bursa’nın da kurtuluşuna adını yazdırmıştı. Asıl adıyla Fatma Seher, Balkanlardan Kafkaslara pek çok yerde mücadele vermiş, Sakarya ve Başkomutanlık muharebelerinde de yer almıştı, üstelik üsteğmenlik rütbesine kadar yükselerek. “Kadın isem de, Türk değil miyim?” diyerek yola çıkan Kara Fatma, kurduğu milis kuvvetiyle pek çok başarı kazanmış, bu kuvvetlere kimi kadınları da dahil ederek, onların da cephede yer almasını sağlamıştı. Mustafa Kemal’in liyakatini kazanan bu kahraman kadın, ölene kadar muharebelerde giydiği elbisenin benzerini giymiş ve İstiklal madalyasını onuruyla taşımıştı. Sesi gür ve sert, küçük kızıyla muharebelerde yer alacak kadar cesur ve vatansever bir anaydı da.


O dönemde, erkeklerle cephede mücadele eden kadınların yanında, tüm dünyaya bu savaşımın haklılığını duyurmak ve özellikle kadınların bu mücadeleye olan inançlarını güçlendirmek için yurt sathında “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” de kurulmuştu. Kadınlardan oluşan bu cemiyet Bursa’da şube açtı mı bilinmez ancak kentimizde bir miting düzenlemişti. İlki 28 Kasım 1920’de Sivas’ta düzenlenen kadın mitinglerini, Konya , Eskişehir ve de Bursa mitingleri takip etmişti. Bursa’daki katılımcı sayısı ve toplantının nerede yapıldığı net olmasa da bu örgütlenme ve kaydadeğer hareketlilik Hakimiyet-i Milliye gazetesi sütunlarında kendine yer bulmuştu. Böylece, Bursalı kadınlar cemiyetin Temsil Kurulu aracılığıyla uygar dünyaya seslenen bir bildiriye de imzalarını atmış bulunuyordu.


Genç-yaşlı, kadın-erkek çetin bir kurtuluş mücadelesi veredursun, karşı saflarda yer alan kadınlar da vardı Bursa’da. Üstelik işgalden sonra Yunanlıların yanında yer alan kadın casusların sayıları hiç de az değildi. Bunlar arasında öne çıkanlar, işgalden önce Maksem civarında öğretmenlik yapan 40 yaşlarındaki Makbule Hanım ve kızları idi. Ayrıca Kadriye Hanım ve eşinin oluşturdukları bir de örgüt bulunmaktaydı. Kadın casuslar genç vatanseverlere Yunanlıların sağladıkları paralarla eğlenceler düzenliyor ve bu sırada onlardan ulusçu faaliyetler hakkında bilgi alıyorlardı. Daha sonra Yunanlılara bu kişileri bildirerek onları tutuklatıyorlardı. Ayrıca Prens Abdullah adıyla bilinen bir kişinin de Türk kadınlarını Yunan subaylarına peşkeş çektiği biliniyordu. Şık giyinişli olduğu için kendisine “Prens” denilen bu adam Setbaşı Köprüsü’ne yakın bir evi gazino haline getirmiş, eğlencelerini burada yapıyordu. Bu eğlenceler için bir de, yine köprünün yakınındaki Şafak Sineması’nın yanında bulunan Bağdat Oteli’ni kullanıyordu.


İşte savaş, tüm bu manzaralara benzer koşullarda devam etmiş ve nihayetinde umut edilen o büyük zafer kazanılmıştı. Tüm yurtla birlikte Bursa da kurtarılmıştı. Evlerde, cephelerde, masalarda süren mücadele sona ermiş, Bursali kadınlar da bir şekilde tarih sahnesindeki savaşa dair rollerini tamamlamışlardı. İsimsiz kahramanları, casusları, Kara Fatma’sı ile bugünün dünyasına türlü izler bırakmış Bursa kadınları, kurtuluşun ardından modern bir toplum kurma çabasında da istekle yer aldılar. Atatürk’ün öncülüğündeki erkeklerin desteği ve kadınlarının cesaretiyle Bursa, 1935 yılında Meclis’e 2 kadın milletvekili gönderdi. Halkın temsiciliğini yapacak ilk 18 kadının arasında yer alan iki Bursalı milletvekili Şekibe İnsel ve Fakihe Öymen’di. İnegöllü bir çiftçi olan İnsel Bursa milletvekili olarak Meclis’te yeralırken, Bursa Kız Lisesi Müdiresi Öymen İstanbul milletvekili olarak çalıştı.


İşte, bugün Bursalı kadının durduğu bu “bağımsız” noktaya tüm bu zamanların aşılmasıyla gelindi. Artık kentimiz kadınları siyasette, sanatta, iş hayatında, yönetimde. Hepsine sevgiyle...

*Bu yazı Bursa'da Yaşam dergisinde yayımlanmıştır. ( 19.05.2006 )

0 yorum:

Yorum Gönder