1.09.2010

YENİ DÖNEM GAZETESİ-15.08.2010

Biz seni uzun bir yolda yürürken görmedik ki hiç!




“Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde


Oysaki seninle güzel olmak var


Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda


Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.


Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte


Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel


O başkası yok mu bir yanındakine veriyor


Derken karanfil elden ele.


Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle


Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil


Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk


Birleşiyoruz sessizce.”


Bu şiirin adıydı beni en çok etkileyen “Yerçekimli Karanfil”. O nasıl bir şeydi? Gençliğin acemiliğine sığınıp tahayyül edemezdim, ama söylemesi çok güzeldi, sık sık içimden tekrar ederdim “yerçekimli karanfil”. İşte Edip Cansever ile bu büyülü karanfil sayesinde tanışmıştım...


Sonra bir gün İstanbul’un en orjinal sahnesi... Sıradan bir otoparkın içinden geçip gidilen, tangır tungur merdivenlerinden inince kocaman başka dünyalar bulduğumuz, küçücük bir sahne, Aziz Nesin. Sanki bağdaş kurmuş oturuyoruz oyunun ortasında. Her yer karanlık ve ahşap kokuyor. Sahnede bir adam oturuyor, Uğur Polat, namı diğer Ruhi Bey. Cansever ile ikinci buluşma. Bir şiir-romanda. Uğur Polat’ın muhteşem oyunculuğuyla...


Türk şiirine damgasını vuran ana üçgenin köşelerinden biridir Cansever. Diğerleri mi? Cemal Süreya ve Turgut Uyar tabiî... İkinci Yeni’nin yalnızlığıdır cezbeden okuru en çok. Bir imgeler bütünü, bir çağrışımlar silsilesi, tanıdık kelimelerin arkasına saklanan asıl anlamlar... Şiirde ölçü ve uyağı bir kenara koyup, soyutlamaların musikisini dinlemiştir bu üç arkadaş, gözleri kapalı! “Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler” diyerek eşlik etmiştir Ece Ayhan da. Ve İlhan Berk, “Ve yalnız/Bana bak/ Bakmak aşktır.” diyerek.


Kapalı Çarşı’nın şenlikli kalabalığından eser yok yazdıklarında Cansever’in, çoğu şiirini halıcı dükkanının asma katında yazmışsa da. İçince çekilmezmiş pek, sözünü de sakınmazmış hani hatır gönül için. Bir matematik formülü gibi hesaplarmış kelimeleri şiirinde. “Soyutu somutlamak” dermiş kendi şiiri hakkında. Dostu Cemal Süreya da demiş ki ardından:


“Yeşil ipek gömleğinin yakası


Büyük zamana düşer.






Her şeyin fazlası zararlıdır ya,


Fazla şiirden öldü Edip Cansever.”






Geçtiğimiz hafta doğum günüydü Cansever’in. İyi ki vardı, iyi ki doğmuştu... Tüm karanfiller adına...