21.03.2011

80'liler yaşlandı mı?

Cevap veriyorum, evet! Üzgünüm arkadaşlar yaşlandık. Neden mi? Artık evlenip çoluk çocuğa karışanlar ya da gözlerinin kenarında kaz ayağı belirenler olduğu için yaşlanmadık biz. Aslında yaşlandığımızı bir anda çağrıştıran şu Turkcell reklamı oldu, hani kızın köy okulunda sobayı yakamadığı reklam var ya, o. Yani diyeceğim Turkcell’e gerek yok, bizim kuşak bunu zaten bilirdi...

Kuzine sobayı hiç görmemiş, soba üzerine maşa koyup, üzerinde kızarmaya başlayan ekmek kokusunu hiç duymamış çocuklar için, mandalina kabuklarını özenle dizip kokusunu içine çekmek için burunlarını yakmayı göze almamış çocuklar için, güğümün içindeki suyun ısınıp ısınmadığını anlamak için elin ne kadar süre ve ne kadar bir baskıyla o güğümün üzerinde kalması gerektiğini neredeyse içgüdüsel olarak bilmeyen çocuklar için yaşlıyız artık biz. Sonbahar sonlarında düzenlenen soba kurma törenlerine katılmadıkları, kurulan sobaların borularındaki kırık şemsiyeleri andıran askılara çorap, atkı, gömlek asıp kurutmadıkları, odayı saran o deterjan ya da sabun kokusunu içlerine çekmedikleri için yaşlıyız biz artık. Kabul edelim. Bizim dönemde soba kovasını doldurmayı ve sobanın içine yerleştirildiğinde altındaki delikten mutlaka bakıp hava alıp almadığını kontrol etmek gerektiğini bilmeyen var mı? Ya da soba tüttüğünde ne yapılması gerektiğini?

Anne-babalarından bebekliklerine dair, İhtilal zamanı bulunamayan emzik, biberon hikayeleri dinlemedikleri, sokağa çıkma yasağını bilmedikleri, altları uçuk mavi ya da pembe muşamba bezlerle bağlanmadığı için biz artık yaşlandık.

Bombeli camlı devasa boyutlardaki siyah beyaz televizyonların ardından evlere giren ilk renkli televizyonların genelde ITT Schaub Lorenz olduğunu, 8 tuşu olmasına rağmen yalnızca 4 kanal olduğunu bilmedikleri, adını söylemekte zorlanmadıkları, kaybolan arama çubuğunun yerine kibrit yerleştirmedikleri için artık yaşlılardan sayılıyoruz. Gecenin sonunda ekrana çıkan asker yürüyüşlerini sonuna kadar izlemedikleri ve o “tııınnnnnnn” sesini hiç duymadıkları için.

Erkeklerin, direksiyonları telin ucundaki halkalar olan plastik, telli arabaları olmadığı, kızların plastik mutfak takımları olmasına rağmen annelerinin mutfaklarından aşırdıkları kavanoz kapakları ile çay kaşıklarını kullanarak kurdukları evcilik-komşuculuk oyunları olmadığı için, dut ağaçlarına kilim serip, kollarında bebeklerle ağaçtan inmeye çalışırken gül ağaçlarının üzerine düşmedikleri için, birine yurtdışından -muhtemelen Almanya’dan- bir bebek gelse, biraz hasetle biraz özenerek bebek görmeye gitmedikleri için yaşlandık.

Mahalle bakkalından, gazete sayfalarından yapılmış külahlar içinde çekirdek, leblebi şekeri almadıklarından, Tombi’ye çıldırmadıklarından, artık leblebi tozunu bilmedikleri, içine toz şeker katıp yerken ruhu saran o kıtırtıları hiç dinlemediklerinden, yerken konuşmaya yeltenip, gözleri pörtleye pörtleye boğulmadıklarından; 2 tane Turbo sakızı ağızlarında çevirerek çiğnemeye çalışmadıklarından, çatapatları tutuşturmak için duvara sürterken ellerine yapışmasınlar diye dua etmediklerinden yaşlıyız biz artık. Hiçbirimiz de tutuşmadık ya, hayret!

“Deftere yaz” derdik bakkal amcaya, yazardı, ne üç kuruş eksik ne fazla. “Kimin çocuğusun?” diye bile sormazdı. Karneyle ekmek alınan günleri bilmedik ama veresiye defterini bildiğimiz için yaşlandık biz. Evden bir bidon, bir bardak kapıp pazarda su satardı artık büyümüş olan “abilerimiz”. “Buuuzz gibbiiii soğuk suuu” yeniyetme nârâları olurdu pazarlarda. “Bu bardaktan onlarca kişi içmiştir.” diyerek iğrenilmeyip o suların içildiği, çocuğa para verilip, başı okşanmadan geçilmeyen zamanları görmedikleri için yaşlıyız.

 Kader kısmet olurdu bir de, hatırlar mısınız? Şans,talih, kader,kısmet! Gri ya da pembe, üçüncü sınıf kartonlardan yapılmış kutuların içinde. Üzerleri parlak jelatinle kaplı olurdu numaraların. Birini söyler parasını verirdik, o kutuyu açıp da listeden acaba ne çıkacak diye beklerken heyecanlanmadıkları için yaşlandık. İçinden çıkan o bayatlamış gofretleri, çikolataları yemedikleri, kırık oyuncaklara sevinmedikleri için yaşlandık biz. Sahi bir de piramit şeklinde naylonların içinde renkli kolonyalar olurdu. Onları patlatmanın keyfiyle yüzlerini silmedikleri için yaşlıyız bir de. Bir Cindy ya da Barbie bebek almanın ne büyük bir ödül olduğunu kavrayamadıklarından, sonra alınan o bebeklerin güzelim kıyafetlerini çıkartıp evdeki kalan kumaşlardan abuk sabuk elbiseler yapmadıklarından,uyduruk kağıtlara sarılmış sütsallara bayılmadıkları, pamuk şekerinin bisikletten bozma el arabasının içinde bir büyüyü andırırcasına yapılmasına şahit olmadıklarından, özel tepsilerinde satılan lalliballilerin, son hamle olarak limona batırılıp da kendilerine uzatıldığındaki o hazzı tatmadıklarından yaşlandık.

Artık çocuklar yıkanmak için, banyolardaki kazanların yakılacağı Pazar gününü beklemediklerinden, kırmızı ya da gümüşümsü bir banyo tası ile kurnadan su alıp yıkanmayı “büyüdük” saymadıklarından yaşlıyız biz. Şanzımanlı Arçelik’le çamaşır yıkama günlerinin ne demek olduğunu bilmediklerinden...

Kırmızı tabanlı çiçekli takunyalara özenmedikleri için kızlar, anneleri de “Bileğini burkarsın” diye giymelerine izin vermemezlik etmedikleri için yaşlandık aslında.

Artık, kilitli kalemkutuların, servetin saklı olduğu kasalar gibi üzerine titrenmediği, üzerleri arılı, pembe ya da yeşil silgilerin tadının kokusu kadar güzel olmadığını bilmedikleri, Mon Ami 12’li boya takımına sahip olmanın bambaşka bir mutluluk verdiğini yaşamadıkları, dallı güllü hatıra ve yüzlerce sorudan oluşan anket defterleri olmadığı için yaşlandık. Kızlar kafaları kadar büyük fiyonk kurdeleler ya da kolalı dantel yakalar takmadıkları için yaşlıyız. Kitap,kalem ve defterleri küçücük kitapçılarda okul çıkışları itişe kakışa almadıkları, tebeşir savaşlarının bir kazananı olmadığını, tek sonucun öğretmenden duyulacak azar olduğunu bilmedikleri, tahta silgilerini birikmiş tebeşir tozuna bulayıp birbirlerinin yüzüne üflemedikleri, tahtaya yazarken bir şekilde çıkan o iç gıcıklayıcı sesle yüzlerini buruşturmadıkları için hiç, müzik derslerinden önce tahta boyunca gerili bir ip üzerinde tebeşir gezdirip, bir üçüncü kişinin o ipi çekip bırakmasıyla o -aslında yeşil olan- kara tahtaya dizek çizmedikleri için, artık yaşlılar sınıfındayız.

Okullarda makromeler, vitray çalışmaları, çini mürekkebiyle resimler yapmadıkları, sabunların üzerine sapladıkları iğneleri rafyalarla ya da kartonlara sicimler yapıştırıp üzerilerini fıstıklarla süsleyerek yaptıkları anlamsız süs eşyalarını annelerine hediye etmedikleri için, küçük tezgahlarda halı kilim dokumadıkları, rafyaları açık makasların keskin kenarlarıyla sıyırdığında kıvır kıvır olacağını bilmedikleri, bir dikili fasülye, nohut ya da mercimekleri olmadığı için yaşlandık.

Şimdiki çocuklar okul çıkışlarında boya fırçasıyla yağ ve sulu salça sürülen,içinde şeffaf sucukların olduğu uzun ince tostlarla ya da ucuz kağıtlar üzerinde servis edilen denizanası kıvamlı pembe tatlılarla kendilerine ziyafet çekmedikleri için, gittikleri mahalle arası cantıkçıların masalarında su bardaklarında duran ince pembe kağıtlara ağızlarını hiç silmedikleri, Bixi kolayı bilmedikleri için...
Nalburdan alınmış siyah boruların çapına uygun külahlar yapmadıkları için müsvedde defter yapraklarından gecelerce,yapıştırmak için uçlarını yalayarak; haylaz erkekler toplu iğne takmadığından o külahların ucuna kızların bacaklarına üflemek için, sabahlara kadar ayakipi atlamadıkları –İngilizler, birler, üçler,kıçaltları, tek bacaklar, bulgarlar-, güruhlar halinde istop, yakantop,kuka, taştan taşa ,saklambaç oynamadıkları, “çömlek patladıııı” diye bağırmadıkları, “Çatlak patlak, yusyuvarlak...” diye giden tekerlemelerle el oyunları oynamadıkları, “Yağ satarım bal satarım”,”Beyaz kelebekler nereye uçtu” ile koşuşturmadıkları, çığlık çığlığa mızıkçılık yapmadıkları için, cilli veya gazoz kapağı biriktirmediklerinden, artık bakkallarda “kızkaçıran” satılmadığı için yaşlandık. Taşları üst üste koyup yapılan kalelerle futbol oynarken bahçelerine kaçan topları, çiçekleri kırılıyor diye komşu teyzeler kesmediğinden...

89’daki “maacır” göçünden sonra ayakipi, seksek gibi pek çok oyuna yeni versiyonların geldiğini bilmediklerinden, “Yeniden Doğmak” filmi etkisiyle içleri ezilerek çocukca bir şefkat beslemedikleri için yeni arkadaşlarına ve saatlerce ayakipi ve sekseğe katılan bu yeni boyutu öğrenmeye çalışmadıklarından. Sokakta oynarken anneleri eve çağırmak için balkondan adlarını bağırmadığından, akşam ezanı okunduğunda tüm çocuklar istemeye istemeye evlere dönmediğinden.

Şimdikiler güne sabah 10.00 kuşağındaki ajitasyonu bol pembe dizilerle başlamadıkları, Rosaları, Mariaları, Güzel ile Çirkin’i hatta Kri Kri’yi bilmedikleri için yaşlandı 80’liler artık. Lorena kadar çirkin olup da bir gün Eduardo gibi birine ulaşabileceklerini hayal edemedikleri için...

Onlar altları bantlı, ön ve arkadan dikişli taytları hiç giymemiş olduklarından, krape yapmayı bilmediklerinden yaşlıyız biz. Bir ara Amerikan modelinin, bir ara Minik Serçe’nin asimetrik küt kesiminin ne denli tutulduğunu bilmediklerinden...“Vatka takacaksın, takmam” diye mücadele etmediklerinden artık kızlar anneleriyle, her gömleğin iki etek ucunu fiyonk yaparak modaya uyduklarını sanmadıklarından, şalvar kesimli kotları olmadığından hiç... Permanın ve saç bandının revaçta olduğu günleri bilmedikleri, şuh olmayı iki el ile saçları kulak hizasından geriye doğru sıkıca germek olduğunu sanmadıklarından, kelebek tokalarının kaşlarını Mr Spak’a benzetmediğinden yaşlandık. Fosforlu sarı, yeşil, turuncu bel çantaları takmadıklarından, onun modası geçince bel çantalarını kol çantası gibi kullanmadıklarından, ergenlikte asiliği farklı renklerde bot bağcığı takmak saymadıklarından, yaşlıyız.

“Unchain my heart” diye böğürmediklerinden artık, “Can touch this” diye zıplamadıklarından, Lambada’da kıvırmadıkları, Cinema’da Eddie Murphy’yi, Sean Connery’i tanımasalar da adları anıldığında “oooooo” diye ortalığı inletmediklerinden, şişeyle Aşkın Nur Yengi şarkısına yeni bir yorum getirmediklerinden yaşlandık. Kızlar birbirlerine “New Kids on The Block’un hangi üyesine aşıksın?” diye sormadıklarından, grup üyelerinden biri henüz eşcinsel olduğunu açıklamamış olduğundan, sokaklarda “moonwalk” denemediklerinden, life is life , lalalalalalalalalala... Yaşlandık!

Endi-Pol diye birilerinin varlığını bilmedikleri, “Ben sizin babanızım” diye saçma sapan homurdanmadıkları için, “Yağdır mevlam su”yu okul müsamerelerinde söylemedikleri için, Seyyal Taner’le langır lungur dans edip, “Sen çok yaşa e mi Arif?” diye diye solukları kesilmediği için, Yoncimik hareketleri artık kusursuz yapılmadığı için yaşlandık. Yıldız Tilbe’nin Tatlıses ailesine girmeden ne muhteşem şarkılar yaptığını bilmediklerinden, saksafonu ilk kez Tayfun’dan dinlemediklerinden, Mahmure’ye figürler uydurmadıklarından, Like a Prayer’ı teybi durdura durdura sözlerini çıkarıp ezberlemediklerinden.

Samantha Fox, Bahar Öztan,Jale, Ferda Anıl Yarkın, Ahmet, Nalan Altınörs, Yüksel Uzel, Soner Arıca, Suat Suna, Grup Vitamin’i tanımayıp, Komedi Dans Üçlüsü rolünde şebeklikler yapmadıkları için. Show TV’nin , dup dubu dup dup şeklinde giden jeneriğini ve ardından başlayan kırmızı noktalı Tutti Frutti’yi kıs kıs sırıtarak izlemedikleri için, Eye of the Tiger’ı duyunca gaza gelmedikleri için. Bülent Ersoy’u hem kadın hem erkek olarak izleyip kafaları karışmadığı için, İş başında Charles’a aşık olmadıkları için yaşlandık. Onlar Metinalifeyyaz’ı tekerleme sandıkları, Tanju altın ayakkabıyı aldığında kahvelerde yapılan hakedip haketmediği tartışmalarını duymadıkları için yaşlandı 80’liler.

Son teknoloji videolara “Aman, bozmasınlar” diye yaklaştırılmadıkları zamanları yaşamadıkları, kocaman “vhs” kasetleri gizli gizli aşırıp, evde kimse yokken izlemedikleri için, biz yaşlıyız. Walkman’i olanların havasından yürüyemediklerini görmediklerinden, ama öte yandan pilleri çabuk bitmesin diye kasetleri kaleme takıp havada kolları kopana kadar çevirerek ileri–geri sarmadıklarından, sevmedikleri kasetlerin üzerine radyodan sevdikleri şarkıları kaydetmeyi bilmedikleri, şarkının ortasında çıkan radyo istasyonu ya da program adı anonslarına söylenmediklerinden, üstüne kaydedilmeyen kasetlerin üzerlerindeki iki deliği bantla ya da minik kâğıtlarla tıkadıklarında artık kaydedilebilir olduklarını bilmedikleri için. Onlar, müzikçalarlara “teyip” demedikleri için biz yaşlandık. Bizden kimsenin teyiplerin tuşlarının kenarlarına tıkıştırılmış çay kaşığı,kağıt topağı veya kibrit çöpünün neden olduğunu sormadığı için...

TRT3’teki toplu, kurdeleli, hullahoplu yer jimnastik oyunlarını, buz pateni olimpiyatlarını izlemedikleri için, Uzaylı Zekiye gibi eşi bulunmaz bir bilimkurgu karakteri, Perihan Abla’yı, Bay Yanlış ile Ahmet’i tanımadıkları, “Bir alışveriş, bir fiş” sloganıyla bir kesekadığına fişleri toplamayı bilmedikleri için, Oba makarna reklamlarındaki Aydan Şener’e bayılmadıkları , biri çıkıp “Bir bilmecem var çocuklar!” diye bağırsa, “Haydi sor, sor!” diye karşılık veremeyecekleri için...

Sokakta oynarken, He-man ya da She-ra nârâlarıyla koşturmadıkları, Alf’ten haberdar olmadıkları için yaşlandık. Artık, işaret parmaklarını birleştirince zamanı durdurma umudu taşımadıklarından, yaşlanınca Altın Kızlar’dan hangisi gibi olacaklarını çözmeye çalışmadıklarından ve “Umarım Sofie olmam” diye dua etmediklerinden, David’e aşık olup Maggy’ye hasetlenmedikleri, Kara Şimşek’i soluksuz izlemediklerinden yaşlandık. Şimdikilerin, Köle Isaura ile içleri ezilmediği ve ne zaman biri “kötü adam” dese gözlerinin önüne Baron gelmediği için yaşlı 80’liler. “Müjdeee Müjdeee bizeee” diye bacak, “Uvva uvva Lee Coper” diye kalça sallamadıklarından, “Macit beni otomobillendir” repliğinde kıkırdaşmadıklarından, Ali Desidero’yu ezberlemek için uğraşmadıklarından yaşlıyız.

Artık çocuklar Yakari’yle içlenmedikleri, Ghost Busters ile heyecanlanmadıkları, Voltran oluştururken kolu, bacağı ,kafası , neresi olunacağı konusunda karar vermekte zorlanmadıkları, Beverly Hills ile conconluğa özenmedikleri için yaşlı sayılıyor 80’liler. Minik Kuş’un minikliğini sorgulamadıklarından, kankalığı Edi ile Büdü’den öğrenmediklerinden , Musti ve Snoopy’i tanımadıklarından, on yüz bin milyon baloncuk yutmadıklarından, Love ya da Big Babol gibi yeni sakızların çıkmasına heyecanlanmadıklarından, her bakkalda olan kolonya doldurma damacanalarının nasıl çalıştığını anlamak için kafa patlatmadıklarından, biz yaşlandık.

Tetris alıp da ilk gün 8 -9 saat aralıksız o tekdüze oyunu oynamaktan gözleri kan çanağı olmadığı, Evliya Çelebi’nin maceralarını soluksuz izlemedikleri, kendini çizen kalemle sürekli kavga eden La Linea’nın maceralarına gülmedikleri için artık, biz yaşlı sayılırız. Pazar 88-89-90... diye giden o efsanevi programları izlemedikleri, seçilen soketlerin ışıklı yolda tuzakları değiştirdiğini bilmediklerinden. “Evvet dediniz ve kaybettinizzzz” diye zıplamadıklarından, Örovizyon’un dünya sanatında eşsiz bir yeri olduğuna inanmadıkları ve her kaybedişte üzülmediklerinden... “Bana bana, bana bana, bana bunu bana bunu bana bana, yapamazsın ay yay yay ya...”

Artık, "7’den 77”yi merakla beklemedikleri için, Ziyaretçiler’de Diana’nın fareleri lup lup yutmasını suratlarını ekşiterek izlemedikleri, Cosby ailesindeki babaya hayran olmadıkları için, A takımı ve Görevimiz Tehlike’yi mükemmel aksiyonlar olarak görmedikleri için, “Ama haksızlık buuu...” diye sitem ettiğinizde neyi kasttettiğinizi anlamadıkları için, hayatı Dallas, Cesur ve Güzel, Yalan Rüzgarı, Hayat Ağacı’ndaki gibi entrikalarla dolu sanıp ürkmedikleri için, kuzenlerine Balki muamelesi yapmadıkları için, Pazar konseri saatlerinden sıkılmadıkları için, Bizimkiler’deki Ali’yle büyümedikleri ve artık filmleri Parliament Sinema Kulübü sunmadığı için yaşlandık.

İlk cep telefonlarını 18 yaşında, üniversiteyi kazandıklarında evdekilerin istedikleri an ulaşma kaygısıyla hediye olarak almadıklardan, alınan Ericsson 628’lerin, Alcatellerin üç kat yuvarlanıp da bir yerine bir şey olmadan, sorunsuz çalıştıklarını görmediklerinden, yaptıkları ödevleri disketlere kaydetmediklerinden.

Valla bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. Bu nedenler daha da uzar, aklınıza gelen varsa siz de eklersiniz.

Yaşlılara selam olsun...

0 yorum:

Yorum Gönder