23.03.2010

Yaşam'la Ölüm Üzerine

-Öleceksin
-Biliyorum
-...
-Biliyorum. Ama bu, ben istediğim zaman olacak.

-İstediğini sandığın zamanın aslında onun istediği zaman olduğunu anlamayacaksın.
-Hayat denen bok çukuruna, ölümümle tüküreceğim.
-Hayata küfretmek, ölümü taçlandırır mı?
-Ya ölümü bilmek, hayatı “anlamlılaştırır” mı?
-Soruya soruyla karşılık verme.
-Sen de. O zaman buna cevap ver .Ölüm yaşamın arka yüzü müdür, yoksa keskin yüzü mü?
Ölüm mü yaşamı keser? Mutlaklığıyla. Yaşam mı ölümü keser? İnkarıyla.
-Yaşamı da ölümü de tadacak insan. Hangisinin hangisini kestiğinin ne önemi var ki?
-Öldün mü heybetli öleceksin, bir orman yangını gibi.
-Ya da kimse farkına varmayacak öldüğünün, akşamın gelişi gibi.
-Öldün mü herkes titremeli karşında, korkudan değil, hırslarından, kıskançlıklarından.
-Ya da kimse umursamamalı, ha bir eksik ha bir fazla.Yaşam devam eder sonuçta.
-Ölürken iktidarsız tecavüzlerini yüzlerine vurmalıyım…Azgın solumaları zevkten inlemelere dönüşmeden, iğdiş edilmiş hayvanlar gibi sus pus olmalılar. İktidarsızlar çoğalamamalılar.
-Ya da usul usul ölmelisin, buz gibi bir suyu kana kana içer gibi.
-Hayır, görkemli olmalı. Herkes anlamalı gittiğimi ve korkmalılar kendi gidişlerinden.
-Anne karnından kopar gibi ölebilirsin. Tek başına…
-Kendi başıma öleceğim. Ama herkes kalacak bir kara. Bir tükürük hissedecek hayat yüzünün ortasında, varsa…Uzun uzun can çekişeceğim. Gider gibi, kalır gibi, gider gibi, kalır gibi.Kimse bitti diyemeyecek. Kimse sürdüğünü de bilemeyecek. Uzun uzun tüküreceğim hayatın ortasına.
-Nankörlük etme. Yaşarken soylemediğin şeyleri şimdi haykırıyorsun
-Hala yaşıyorum, ölmedim ki.
-Öleceksin.
- Biliyorum. Uzağımda değil. Öldüm mü bir orman yangını gibi öleceğim. Gece, bir is’imle kararırken, bir alevimle aydınlanacak. Bir yaşar gibi öleceğim, bir gider gibi. Kimse benim öldüğüm yerde yaşayamayacak.
-Ne istiyorsun ki kalacak olanlardan.
-Bir şey istediğim yok. Bir şey verdikleri de yok zaten. Hangisi yaşadığının farkında ki?
-Bu şekilde onları küçümseyerek kendi ölümünü yüceltemezsin.
-Ölümü yüceltmek mi? Hayatın karşısında bir ölüm, en heybetlisinden. Onun buna ihtiyacı yok. Hayat denen bu boktan çukurun karşısında her şey yüce değil mi? Olsa olsa bir yangın olur benimkisi, söndürülemeyen. Bir kinden meşale, bir ejderhanın dudaklarından sıyrılan alev olur. Ölüm yakar da yandığını kimse anlamaz, yüreğine düşmedikçe.
-Sıcaktır ölüm.
-Sıcaktır. Yaşamdan daha sıcaktır, ama kavurmaz düşlerini, inançlarını, benliğini. Bir annenin bebeğini emzirmesi gibi sıcaktır.
-Korkmuyor musun peki?
-Korkmak mı? Belirsizlikleri severim ben. Hayatın belirleyerek direttiği her şeyden nefret ettiğim kadar çok severim.
-Cesursun yani.
-27 yıl yaşayacak kadar cesurum evet.
-Yaşama inanmayı denesen?
- Cennet ve cehennemin var olduğuna inanıyorum ben. Birşeye inanmak onun gerçekten varolduğu anlamına gelmez ama. Yaşam inandığım neyi verdi ki bana, cenneti vaat etsin?
-Yaşama niye bu kadar öfkelisin?
-Bilmem. Ondan tüm istediklerimi unufak edip, kırıntıları da bir lütuf gibi sunduğu için olabilir mi?
-İstemeyip de kendin alsaydın.
-Bunca yıl yaşadıktan sonra şu elimdekileri yaşamın sunduğunu mu sanıyorsun? Tek tek aldım bunları, tek tek. Yaşamın unufak edemeyeceği bir tek şeye sahibim ancak, kendi ölümüme. Ben istediğim gibi öleceğim ve yaşam bunu unufak edemeyecek. Ölümüm heybetli olacak, bir orman yangını gibi.
-Çabuk pes ettiğini düşünmüyor musun peki?
-Yaşam denen bu “tapılası” Tanrı’ya sunacak daha fazla kurbanım yok. Düşlerimi verdim, düşüncelerimi verdim, inançlarımı, umutlarımı,beklentilerimi…
-Peki ya o bunları istemediyse?
-Neyi istemiş olabilir ki?
-Ölümden uzak kalmayı. Ona her dokunduğunda kanamamayı. Acıtmamayı belki de, insanları.
-Buna inanmak için sadece yaşam olmak gerekir….
-…
-Eğer sen yaşamsan, ölüm karşıma şimdi ve turuncu gelsin.
Yak beni hayat! Senin ateşinle ölmeliyim. Umutlarım, anılarım, düşlerim, kırgınlıklarım... Her biri bir çınar, ateşinle yok olmayı bekleyen. Ayakta öleceğim yaşam. Çatır çatır yanacak da dalları ağaçlarımın, düşmeyeceğim. Yeni yaşamlar barındıramayacaksın yokoluşumda. Görkemli ve yalnız öleceğim. Sana inat. Sana tükürür gibi.


Sahnedeki turuncu ışık karardığında ahşap kokan salondan alkış sesleri kıyamet gibi yükseldi. Genç kız ve yaşam el ele seyircileri selamlarken, çok yakınlarda çıkan orman yangının turuncusu izleyenlerin yüzünü yalıyordu.




*Bu yazı, Kadın Yazarlar Buluşması derlemesinde yayımlanmıştır.

0 yorum:

Yorum Gönder