13.12.2010

Haftasonu

Çok iyi bir kurgu. Konu ve senaryo da etkileyici. Yabancılaşma ve öteki olmayı güzel ele almış, objektif olmaya çalışmış bir film. Bence mutlaka izlenmeli.

En iyi sahnelerden birkaçı... Neyse, boşverin bence izleyin...
 Vasat bir dönem ve savaş filmi.
Keyifli bir aksiyon.

30.11.2010

Sun & Rain

Candan Erçetin & Cemal Safi

Bir müzik bir şiire bu kadar mı yakışır...


Candan Erçetin - Git [CANLI][BeyazShow][22.01.10] [HQ]


GİT




Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,

Günahıma girmeden, katilim olmadan git!



Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,

Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.



Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,

Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar



Mademki benli hayat sana kafes kadar dar,

Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.



Hadi git, benden sana dilediğince izin,

Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.



Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;

Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.



Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;

Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.



Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,

Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!



Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,

Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.



Her darbene tehammül edecektir bedenim,

Gururum mani olur perişanıma benim.



Yâri Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?

Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.



Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,

Sana gül bahçesini kim açar benden başka!



Hercai arılara meyhanedir çiçekler,

Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!



Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,

Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.



Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,

Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!



Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!

Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!



Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,

Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.



Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;

Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.



Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,

Günahıma girmeden, katilim olmadan git!

Cemal Safi

Murat Gülsoy'dan güzel bir değerlendirme...

İşte burada !

29.11.2010

Kendi halinde bir atmosferi olan yarı eğlenceli- yarı hüzünlü bir film. (Benim için özel olmasını sağlayan bazı başka yönleri de var)Scrubs'tan sevdiğim Zach Braff yazıp yönettiği için merak etmiştim. İzlenebilir.En iyi kısmı müzkleriydi sanırım. Coldplay Beautiful world ile başlayınca film, zaten gönlümü en başında fethetmiş oldu. En iyi sahnelerden biri, kahramanın bir komşusunun diktiği gömlekti, annesinin odasının duvar kağıdıyla aynı :))

 Çok eğlenceli ya da zekice gelmedi bana ama izlenebilir.
Bizim topluma "No man" daha çok uyardı diye düşünüyorum. Çünkü bizde her şeye hayır diyen kişiliklerden çok, başkaları için kendinden ödün verip "evet" diyen  kişiler daha çok. İzlerken eğlendim. EN sonunda kızla asfalt yolda özel kıyafetlerle  yaptıkları kayak merak uyandırıcı.








Çok eğlenmedim, izlenmese de olur...

24.11.2010

Son izlediklerimden... Kasım 2010


İzlenebilir bir Robin Hood filmi. Eğlenceli yanları da var. Cate Blanchett kesinlikle bu dönem filmlerine çok yakışan bir kadın.









Kesinlikle çok vasat. Görselleri başarılı olabilir diye izlemiştim ama klişelerle o kadar dolu ki kimi yerlerde tahammül etmekte zorlandım. Dünya yarılırken hemen önünde hızla kaçan birileri, çukura düşen araçtan son anda kurtulan adam, parçalanmış ailenin kahraman eski babası, fedakar yeni babası, klasik bir cici kız ve kurtulan köpeği klişesi, kaba ve bencil Rus zengini...Daha onlarcası. Bari filmin sonunda dışarı çıktıklarında yüzlere aşağıdan yukarı vurmaya başlayan gün ışığını yapmasaydınız. Modern bir Nuh'un Gemisi yapmaya çalışmışlar, bence hiç olmamış. Ayrıca öyle bir durumda Amerikan Başkanı'nın halkıyla kalacağını da hiç sanmam !


 Bilgisayar oyunları üzerine keyifli bir eleştiri filmi olmuş. "Society" sahneleri de, savaş oyunu sahneleri kadar çarpıcıydı. Aslında sürükleyen konu klasik bir kaçış kurgusu, ancak göndermeleri güzeldi, sevdim. Kadını oynayan şişko terli ve sürekli yemek yiyen adam en etkileyici simgelerden biriydi bence. Kötü adamın son sahnelerde yaptığı dans da oldukça başarılıydı.







 İzlenebilir bir romantik komedi, Gerard Butler da her tür role yakışan oyunculardan. Aksiyon, romantik komedi, eski çağlarda geçen filmler...
Ugly Truth da çok eğlenceliydi. Spartalı halini henüz izlemedim.






İzlenebilir bir Türk filmi. Zaman zaman komik, zaman zaman duygusal. Hikâye ve abi Fareler ve İnsanlar'ı çok çağrıştırıyor yalnız... 











Başarılı bir film ancak abartıldığı kadar çarpıcı gelmedi. En iyi sahne komutanın gece askerin odasına girip askerine yaptığı konuşmaydı.










Atmosferi çok güzel yaratılmış, kendine özgü havası olan bir film. En çok Nurgül Yeşilçay'ın oynadığı karakter etkiledi beni.
İyi bir distopya. Oyuncullar çok iyi. En iyi kötü adam Gary Oldman, üzerine tanımam

Oldukça sürükleyici bir aksiyon.



 Eğlenceli. Miranda'nın mavi kazak üzerine yaptığı açıklama en etkileyici kısmıydı filmin. Bir de "Bunun sadece bir dergi olduğunu mu zannediyorsun sen? "
Bernal'ı Paramparça Aşklar & Köpekler filminden bu yana çok başarılı bulurum, etkileyici bir durşu ve oyunculuğu var. Yol arkadaşı ALberto da aslına oldukça uygun bulunmuş. Başlarda biraz vasat geldi film ancak gittikçe yükseldi. Görselleri çok iyi, kesinlikle sinemada izlenmeliymiş. Özellikle Peru'da geçen ve İnkalardan bahsedildiği sahneler güzeldi. Cüzzamlılara yaklaşımlar, bugünlerde oynayan Türkan'ı hatırlattı. Dünyanın her yerinde korkuların aynı olması çok çarpıcı. Madene seçilen işçilerin olduğu sahne de Eski Hal'in oradaki emek pazarını çağrıştırdı. Dünyanın  her yerinde pazarlar da aynı, bu da çarpıcı...

23.11.2010

Sait Faik anısına...

YALNIZLIĞIN YARATTIĞI İNSAN




Pardösüsünün kürklü yakasını kaldırınca üşüdü mü diye baktım.Aslında soluk esmer yüzü balmumu gibi sararmıştı.


- Üşüdün, dedim.



Kaşını kaldırdı.Yanağındaki çıban yerinde kan yoktu.Durdum.Yüzünü avuçlarıma alıp ovaladım.



- Neden böyle oldun, dedim.



Güldü. Karanlığa doğru tükürdü.Başını iki tarafa şiddetle salladı.



-Olurum bazı bazı böyle, dedi.

22.11.2010

The Velvet Underground & Nico - Femme Fatale


velvet underground - femme fatale



The Velvet Underground - Femme Fatale

Here she comes, you better watch your step
She's going to break your heart in two, it's true
It's not hard to realize
Just look into her false colored eyes
She builds you up to just put you down, what a clown

'cause everybody knows (she's a femme fatale)
The things she does to please (she's a femme fatale)
She's just a little tease (she's a femme fatale)
See the way she walks
Hear the way she talks

You're written in her book
You're number 37, have a look
She's going to smile to make you frown, what a clown
Little boy, she's from the street
Before you start, you're already beat
She's gonna play you for a fool, yes it's true

'cause everybody knows (she's a femme fatale)
The things she does to please (she's a femme fatale)
She's just a little tease (she's a femme fatale)
See the way she walks
Hear the way she talks

11.11.2010

Caruso

Hangisi daha guzel karar veremedim, defalarca dinlenebilir.


Caruso - LARA FABIAN

Luciano Pavarotti...Caruso... | Facebook video indir





ANDREA BOCELLI (HQ) CARUSO [HQ]
Ne garip... Kazanmak insanlara yetmiyor. Diğerlerinin kaybettiğini de görmek istiyorlar. / Gore Vidal

Kinyas ve Kayra

(Doğan Kitap)

Mükemmel bir roman girişi daha. Hakan Günday'dan. Kinyas ve Kayra...


Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendi­me ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan mi­dem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabili­rim. Benim adım Neron. Geceleri, çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bilek­lerimi kestirttim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve McQueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyo­rum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Şi­ir
yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Biraz zaman kazan­dım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:




Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.

Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.

Değiştiriyorum son kelimelerimi.

Değiştiriyorum sonumu.



Kendimi ölümsüz olarak görüyorum. Mekân ve zamandan ko­palı yıllar oluyor. Bir kıza âşık olmuştum. Onu görmek için altı sa­at yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Âşık olmak­tan vazgeçtim. Kendinden vazgeçmenin ne olduğunu asıl ben bi­lirim. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrı'dan vazgeçtim. Ölmek­ten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve eğer yukarıda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem ge­rekecekti. Ölmek istemiyorum, çünkü Tanrı'yı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benim dışımda kimse dayanamaz... Platon'un Mağara İstiaresi'ne karşılık, ben de Kuyu İstiaresi'ni yazdım: doğdukları andan itibaren düşen insanların, yanlarından hızla geçen fırsatlara ve başka insanlara tutunup tırmanmalarını ve bunu sadece doğdukları andaki yüksekliklerine erişe­bilmek için yaptıklarını anlattım. Ancak ellerini ağızlarına sokup, parmaklarını ısırıp hiçbir şeye tutunmamaya kararlı olanları da anlattım. Ve sordum, Tanrı'nın yukarıda mı yoksa aşağıda mı ol­duğunu. Eskiden poker oynardım. Şimdi de, Tanrı’nın aşağıda, kuyunun dibinde olduğuna oynuyorum. Hayatım masada, birkaç kırmızı oyun fişiyle.



Az yedim, çok içtim. Hâlâ içiyorum, içki ayırmadım. Alkolü kendime yakıştırdım. Her türlü uyuşturucudan tattım. Bağımlılık­tan nefret ettim. Gitmemi, terk etmemi engeller diye. Ne bir mad­deye, ne de bir insana bağlandım. Sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, âşık oldum, ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. Geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim. Bugünü ise uyuyarak geçirdim. Benim adım Houdini. Dünyayı bir oyuncağa çevirdim. Ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! Duvarlara, bedenime resimler çizdim. Bir gün öyle gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. Benim adım Hitler. Kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumla­rımı bıraktım... Şimdiyse ağlıyorum. Hepimiz için. Çünkü hiçbiri

işe yaramadı...



Kendimi defalarca buldum, defalarca kaybettim. Gerçek adımı hatırlamıyorum. Kimliğimi bir çocuğa sattım. Çirkinleşmek için çok uğraştım. İsteyene ruhumu kiraladım. Vücudumdaki dikiş sa­yısını artık bilmiyorum. Hayatımı diktiler. Oysa yırtmak için çok uğraşmıştım... Bir psikiyatra tecavüz ettim, isminin ve unvanının üzerinde yazdığı, masasındaki mermer parçasıyla. Hapse girdim. Çıktım. Hayat bitmedi. Piyano çaldım. Sattım. Benim adım Deacn Moriarty. 140'ı geçince direksiyonun üzerine yattım. Bagajına ce­set sığdırabileceğim arabayı seçtim. Nargileyle sevişenleri seyrettim. Beş bin film seyrettim. Her şeyin farkına vardım. Farkına va­rılacak bir şey kalmayınca da "Sıradaki hayat gelsin!" dedim. Ne gelen var, ne de giden. Sadece Kinyas ve ben... Kendimi tanıya­madım. Zamanım olmadı. Binlerce dilim pizza yedim. Pepperonni ve siyah zeytinli. Benim adım Miss Piggy. Bütün hayatım bo­yunca kaçtım. Önüme okyanus çıktı. Daha ileri gidemedim. İçin­de boğulmak istedim. Gözlerimi sahilde açtım...



Uyumadım. Pişman olmadım. Kendimden bile. Ben gerçektim. Dünyanın en gerçek adamı! Bana ait bir gezegen bulana kadar in­sanlara ve kendime zarar vermeye devam edeceğim... Biliyorum, beni linç edecekler. Beni bütün dünya öldürecek. En derinde be­nim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak... Ara­nızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol elimde Şam'dan taşıyıp geldiğim yakutlu hançerimle...



Gittim, caz dinledim. Duke Ellington'ın plağıyla kendilerini ke­sen kadınları gördüm... Benim adım yok. Çünkü ben yokum. Delir-dim. Yetmedi. Delirttim. İğrendirdim. Dünya bendim. Acıyı incele­dim üniversitelerde. Üç ayrı okulda, üç yıl. Sonra acıttım akademik kariyerleri ve tabiî ki kendiminkini. Ne çalışmak, ne de bir işe ya­ramak. Hiçbirine inanmadım. Tespihle adam boğdum. Ben doğ­dum ! Oysa güneş batıdaydı. Ben geceye geldim. Aya misafir ol­dum... Bunları söylüyorum çünkü anlatılacak başka bir hikâyem yok. Zaten yazma işlerinde de hiç başarılı olamadım. Ben daha çok, fırça ve boyalarla ilgilenendim. Ve dünyaya bırakabileceğim bir miras yok. Bütün değerleri iyi bir pizzanın üstüne içtim...

3.11.2010

Severim düetleri...

Severim, çünkü muhtemelen çok önemli bir isim egosundan sıyrılıp başka bir büyük isimle yan yana olmayı kabul etmiştir. Egonun olmadığı yerde, zaten var olan kalite kimsenin gözüne sokulmaz. Egolardan sıyrılmak erdem ister. "Ben senden daha iyiyim" diye yırtınmadan, çocukken çeşmelere koşarken bağrıştığımız gibi "birinç birinç" diye sahnede tepişmeden , sırf istediğiniz için sırf müzik için söylediğinizde o şarkıyı, erdem müziğinizle birlikte izleyenin de içine işler kanımca. Kalite de güçlülük gibidir bence. Öyle olduğunuzu söylemek zorunda kalıyorsanız, öyle değilsinizdir çünkü.

31.10.2010

Dövüş Kulübü'ndeki Akıl Defteri ya da tam tersi !


İzlediğim bazı filmleri yeniden izlemek ister canım bazen, bazen şartlar yeniden izlemeyi gerektirir. Bu haftasonu da tatili fırsat bilip güzel filmlerle kendimi eğlendirmek istedim. Önce Akıl Defteri'ni (Memento), sonra Dövüş Kulübü'nü (Fight Club) yeniden izledim. Ruhum o harika kurguların içinde huzursuzlandı ve aklımda dönüp duran soru işaretlerinin çengelleri yine içimde oraya buraya batmaya başladı. Seviyorum beni böyle yapan filmleri...

Filmlerle ilgili yorumlarımı geniş olarak belki başka bir zaman yazarım ancak enteresan bir konu var hemen yazmak istediğim. Bilinçaltımın dürtüklemesiyle enteresan bir şekilde farkettim ki Akıl Defteri'ndeki Teddy ile Dövüş Kulübü'ndeki Marla'nın telefon numaraları aynı ! (555 0134 ). Filmleri izlediyseniz bilirsiniz telefon numaralarının göründüğü kısımlar kısacık süren sahneler. Ama Marla'nın numarasını görünce, "Ben bu numarayı bir yerden hatırlıyorum" dedim. Öyle de çıktı, yaklaşık bir saat kadar önce izlediğim sahnelerden birinde bir fotoğrafın altında yazıyordu bu numara! Aradım buldum, gerçekten öyleydi. Bir gönderme mi, bir tesadüf mi bilemiyorum... Baktım internette de bu numarayla ilgili özel bir bilgi yok, hani öyle standart bir numara falansa bu durumun  pek bir anlamı yok tabii. Ancak öyle bir bilgiye de ulaşmadım. 

Bu durum eğer göndermeyse yerinde, tesadüfse ilginç bir tesadüf gerçekten.


 








Ayrıca Dövüş Kulübü'nde daha önce izlediğimde çok ilgimi çekmeyen "IKEA evimizin her şeyi" konusu, bu izlediğimde fazlasıyla dikkatimi çekti, sanırım IKEA evimin pek çok şeyi olduğundan...

24.10.2010

Mahpeyker'i sevmedim. Neden mi?

Yönetmen: Tarkan Özel


Öncelikle, dönem filmi yapmak bence her zaman için daha zor ve buna kalkışanları daha büyük bir saygıyla karşılıyorum. Mantık hataları, kostüm, mekan, makyaj  hataları yapmak kuvvetle muhtemel. Ancak filmde bu şekilde dikkatimi çeken  çok nokta olmadı. Zira Türk filmlerinin artık bu durumu bayağı bir aştıklarını düşünüyorum.

Ancak film bir gazeteci-yazar tarafından yazıldığı için sanırım, senaryo çok da renkli ve derin değildi bana göre. ( Avni Özgürel'i çocukken bayılarak izlediğim "Tarih Yargılanıyor" programından hatırlar ve takip etmeye çalışırım.)  Kösem Sultan'ın Kösem Sultan oluşu  düz ve sıradan bir hikâye gibi anlatılmış,  destekleyici yan hikâyelere hiç yer verilmemiş -ki anlatılan dönem bence buna çok uygun- Filmin ikinci yarısının ortasına kadar "E hadi artık hareket katan bir şeyler olsun" diye düşündüm durdum, olmadı. Ancak sonlara doğru biraz hareket arttı filmde.

12.10.2010

YENİ DÖNEM GAZETESi - 10.10.2010

Edebiyat Nobel’i Bu Yıl Llosa’nın







Hiçbir ödül töreni bizim için dört yıl önceki kadar heyecanlı olmasa da, Nobel Edebiyat Ödülü bu yıl da açıklandı. 2010 Edebiyat Ödülü Mario Vargas Llosa’ya verildi. Akademi, “ iktidar yapılarının haritasını çıkarması ile bireysel direniş, isyan ve yenilginin etkili tasvirini yapması” nedeniyle bu ödülü Lhosa’ya verdiğini açıklarken, ödül 1982 yılından bu yana, Kolombiyalı Marquez’den sonra, ikinci kez bir Güney Amerikalı yazara verilmiş oldu. Ayrıca Llosa’nın üzerine doktora yaptığı Marquez ile aynı ödülü yıllar sonra almış olması da ayrı bir keyif unsurudur sanırım. Aslen Perulu olan yazar Lhosa 1993’te İspanyol vatandaşı da oldu ve İspanya’nın, varoluşunda büyük yeri olduğunu düşündüğünü her fırsatta dile getirdi.

5.10.2010

YENİ DÖNEM GAZETESi - 03.10.2010

Güneşi hatırlayalım...




En unutamadığım film sahnelerinden biridir. Belediye başkanı toplamış köy ahalisini meydana televizyonun ne olduğunu anlatmaktadır, “Televizyon radyonun resimlisidir” diye. Kalabalığın içinden biryantinli saçları, sarı-kahve güneş gözlükleri ve mor pantolonuyla bir adam yüksek sesle sorar “Peki, Zeki Müren de bizi görecek mi?”

1.10.2010

Yolanda Be Cool & DCUP - We No Speak Americano

Nedendir bilmem, bu şarkıyı dinlerken kendimi kocaman renkli bir sarmalı izliyor gibi hissediyorum. Hani çizgi filmlerde olur ya, bir süre sonra gözbebekleri de aynı sarmala eşlik etmeye başlar ve yuvalarından fırlamamak için zor dururlar.Ritme öyle kaptırıyorsunuz ki şarkıyı dinlerken...Kliplerden fazla haberdar olan biri değilim, o nedenle aşağıdaki klibi yeni izledim. Eğlenceli olmuş. Sessiz sinema filmi ve Chaplinvari hikaye ve karakterler bu karnaval havasına çok yakışmış, eğlendim...

28.09.2010

Baudrillard üzerine - Semih Gümüş'ten

İşte burada !

Mine Söğüt röportajı - Radikal Kitap

İşte burada !

YENİ DÖNEM GAZETESİ-26.09.2010

WOOLF ÖYKÜLERİ


   20. yüzyıl yazınında modern tarzı da aşıp, yeni tekniklerle eskiyi kıran dirençli bir yazarın öyküleri kitaplaştırıldı geçtiğimiz günlerde. Kadınlara “İçinizdeki meleği öldürün” diyerek yol gösteren ve hayatının pek çok aşamasında aykırı durmayı bilmiş olan Virginia Woolf’un 1906-1941 yılı arasında, intiharına bir ay kalana kadar yazdığı öyküler yayımlandı Timaş Yayınevi tarafından. Öyküleri yanında daha sonra geliştirmeyi düşündüğü metinler ve karakterler ile kimi çalışma taslakları da yer almakta bu kitapta.

27.09.2010

Mazi kalbimde yaradır

1928'de bestelenen ve 1932 yılında Seyyan Hanım tarafından plağa okunan Necip Celal'in "Mazi" tangosu ilk sözlü Türk tangosudur. Senfonik hali de dinlemeye değer ...




dilek aktaşoğlu mazi kalbimde bir yaradır | izlesene.com

25.09.2010

YENİ DÖNEM GAZETESİ-19.09.2010

 
"ÇOĞUNLUK" KAZANDI


  Ne yazsam, ne yazsam? Bu hafta çok düşündüm. Agatha Christi’nin doğum günü vardı bu hafta. Polisiyelerden mi bahsetsem acaba dedim? Sonra Claude Cabrol öldü maalesef. Acaba Chabrol ve filmlerinden mi bahsetseydim? Allianoi’yi yoğun çabalar sonunda kuma gömdüler bu hafta. Yoksa bundan mı söz etseydim?



  Ama baktım bir güzel haber var bu hafta sinema dünyasında. Malumunuz Altın Aslanlar dağıtıldı bu hafta Venedik’te.

YENİ DÖNEM GAZETESİ-12.09.2010

“HAYAT DEYİNCE”
“Hayat” deyince ne anlıyorsunuz? Benim aklıma hemen Sunay Akın geliyor. Bu her şeyi tüketip öğüten, varolanı hızlandırıp anlamsızlaştıran renkli camda keyifli, bilgilendirici, eğlendirici bir mola aklıma geliyor. Bu şair, yazar, gazeteci, araştımacı, tiyatrocu Şükrü Sunay Akın’ın televizyonda yaptığı o harika program geliyor.

Mariza


clip video mariza fado
Yükleyen fernando33140. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

Yasmin Levy- Adio Kerida


Yasmin Levy "Adio Kerida"..
Yükleyen zynpsc. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

14.09.2010

Botoks

“Yaşıyorum, ama nasıl?” - Sevim Güler - Bu yıl dördüncüsü düzenlenen Anadolu Hayat Emeklilik “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışması birincisi.




  
  “Çizgilerinden korkmadım ben hayatın. O yüzden böyle derin ve uzun bakarım, insanların içine doğru. Bir oğulun dediği gibi, zamanında küçücük ana rahmine sığan insanoğlu, sonrasında sığamamış ya dünyaya... Ben sığdım galiba, bu çizgiler ondan mıdır dersiniz?”


7.09.2010

Piç / Hakan Günday

Okuduğum en iyi roman başlangıçlarından biri...


"İnsanlık kendini öldüren ilk insan tarafından ihanete uğramıştır. Ancak sadece zamanın lehine işleyen zamanla zekâsının katili ve kurbanı olan insan, intihar etmeyi utanç verici bulmuştur.



Aşk



Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.


Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler


Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin


Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim


Sana büyük bir sır söyleyeceğim

Zaman sensin

Zaman kadındır ister ki hep okşansın

YENİ DÖNEM GAZETESİ-05.09.2010

ALLIANOI Mİ ? GÖMÜN GİTSİN!



Yahu ne tuhaf bir ülkede yaşıyoruz. Öyle tuhaf ki; memleketimde baraj yapılıyor diye sevinemez olduk. Çünkü hemen “Acaba bu kez hangi şehri sulara gömüyorlar?” diye endişe etmeye başlıyoruz. Efendim bu kez Bergama’nın doğusunda, Kınık yolu üzerinde bulunan Allianoi antik kentini gömmeye karar vermişler, yapılacak olan Yortanlı Barajı’nın sularına. Aslında uzun zamandır bunun mücadelesi verilmekteydi ama artık son viraja gelindi, o virajdaki tabelada şu yazıyor kocaman “Gömün gitsin!”

1.09.2010

YENİ DÖNEM GAZETESİ-29.08.2010

Gelincikleri gören oldu mu?



Geçtiğimiz hafta sonu Mısır’dan bir soygun haberi geldi. Ünlü ressam Van Gogh’un yine çok ünlü tablosu “Gelincikler”, bulunduğu Kahire Mahmud Halili Müzesi’nden çalındı. Hani şu bir vazonun içinde sarı çiçeklerin bulunduğu, kenarından da iki-üç gelinciğin sarktığı meşhur tablo.

YENİ DÖNEM GAZETESİ-22.08.2010

140 karakterli söyleşi



Efendim, e-posta, e-öğrenim, e-imza, e-kitap derken hayatımıza bir “e” daha girdi, “e-söyleşi”. Artık sevdiğimiz, takip ettiğimiz ünlülerle söyleşileri de elektronik olarak gerçekleştirebileceğiz. Zaten, pek çok kişiyi kendi sitelerinden, Facebook ve Twitter gibi paylaşım sitelerinden takip etmek mümkünken; bir de e-söyleşilerle, yerimizden kıpırdamadan, odamızdan çıkmadan, ofisimizde masamızdan kalkmadan hayranı olduğumuz kişileri daha yakından tanıyabileceğiz!

YENİ DÖNEM GAZETESİ-15.08.2010

Biz seni uzun bir yolda yürürken görmedik ki hiç!




“Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde


Oysaki seninle güzel olmak var


Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

10.08.2010

YENİ DÖNEM GAZETESİ-01.08.2010

Kafka Davası



“Doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiştir ip. Üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir.” Kafka’yla tanışmam bu aforizmayla, taa lise yıllarıma dayanır. O zaman onun puslu havasının “Kafkaesk” olarak adlandırılan kendine özgü bir atmosfer olduğunu bilmezdim. Ama adı ne olursa olsun beni çekip içine alan bir büyüsü vardı bu grimsi havanın.

7.07.2010

YENİ DÖNEM GAZETESi - 04.07.2010

Yerçekimsiz Kral



Mavi gömlekli mahkûmlar bir hapishanenin yemekhanesinde bağrışıyor. Ortalarında yine mavi gömlekli, garip burunlu, beyaza çalar tenli, fönlü saçlarıyla bir adam haykırarak şarkı söylüyor, ırkçılığa, şiddete karşı.


“All I wanna say is that


They don't really care about us”